Zikir ve Esmalarla ilgili Bilgiler

Zikir ve Esmalarla ilgili Bilgiler 

Zikir ve Esmalarla ilgili Bilgiler
Zikir ve Esmalarla ilgili Bilgiler

Zikir, Allah’ı ve onun sıfatlarıyla oluşan tüm sistemin, yaradılışın manasını idrak etmektir. Zikir hatırlamak anlamına da gelir. Bir şeyi hatırlayabilmemiz için önceden onu biliyor olmamız gerekir ki aslında bu bence de böyledir. Biliriz ama bildiğimizi bilmeyiz, mana üzerine düşünmeye başladığımızda ise hatırlarız. Zikir aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’in de adıdır. Kur’an bize manayı anlayabilmemiz, hatırlayabilmemiz için yol gösterici olabilsin diye vahiy olmuştur. Kur’an bedenimizi ve hayatımızı kullanma kılavuzumuzdur.

Zikretmenin zararı var mıdır?

Önce ben size Allahın yanıtı vereyim: Ey iman edenler! Allahı çok zikredin (Azhab suresi 41. Ayet)

Ayette görüldüğü üzere, Kuranı Kerim Allah’ın adını daima zikrediniz der. Yunus Emre, Mevlana, Abdulkadir Geylani, İbrahim Hakkı Erzurumluoğlu gibi tasavvuf bilginleri daima zikir çekmişlerdir ve bu çalışmaların önemle üstünde durmuşlardır. Ancak bilinçli olarak pek çok bilginin gizli kalması ve üstünün örtülmesi amacıyla bu konuda yanlış inanışlar insanlara bilerek verilmiştir kişiler zikirden duadan uzaklaştırılmıştır. Zikir ve dua belirli kurallara bağlı gösterilmiş ve ibadetten uzaklaştırılmıştır. Kuran duvarlarda asılı kalmış, müslümanım diyen kişiler tarafından bile anlamı bilinerek okunmamıştır. İkra- yani idrak ederek oku diye vahyolmaya başlayan kutsal kitabımızın hakkı verilmemektedir.

Zikrettiğiniz zaman varlığınızda kayıtlı olan Allah’ın sıfatlarının ortaya çıkması ne yazık ki belirli zümrelerin işine gelmemiştir. Allah katında herkes eşittir ve her bilince aynı yetenekler ve güçler verilmiştir. Bu durum kendisine bağlı olunmasını isteyen kişilerin işine gelmemiştir. Okursanız başkalarının söylediklerinin doğru mu yanlış mı olduğunu anlarsınız, ya size söylenenler doğru değilse ya yanlış yoldaysanız okumadan nasıl bilebilirsiniz ki. Bir başkasına tabii olmak Allah’ın istemediği ve şirk kabul ettiği bir durumdur. Sadece ve sadece size şah damarınızdan yakın olan bizlerde ve tüm evrende varlığını gösteren Allah’a tabii olmak gerekmektedir.

Zikretmek son derece faydalıdır hatta gereklidir. Bunun yanı sıra bazı esmalar bıçak sırtı gibidir yani olumlu ve olumsuz sonuçlar doğuran yönleri vardır. Mesela Ya Kahhar esmasını haksız bir durumda çekerseniz, öz benliğiniz bu durumun farkında olduğu için kahır enerjisini size yönlendirir. Haksız yere ve kötü niyetlerle asla zikir çekmeyiniz çünkü size zarar verir. Bunun dışında aldığınız her nefeste çekeceğiniz zikir sizi yüceltecektir.

 Zikir çalışması yaparken mekânın önemi var mıdır?

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler (Al-i İmran suresi 191. Ayet)

Ayette açıkça belirtildiği gibi her daim her yerde zikredilebilir. Bu nedenle zikretmeyi ertelemeyin ve her yerde kalbinizden zikredin. Bunun dışında bazı mekânların yüksek enerjileri bulunmaktadır; Kâbe gibi, duaların toplu olarak yapıldığı cami, klise gibi ibadet yerleri olan mekânlar yüksek enerjiye sahiptirler. Bu mekanlarda enerji vorteksleri bulunduğundan beyin dalgaları herhangi bir engelle karşılaşmaksızın oluşum için çok daha rahat yönlendirilebilmektedir. Bazı dağlar ve mağaralarda da yüksek enerji alanları da bulunmaktadır. Bu nedenle bu gibi yerlerde yapılan dualar yani niyetlerin beyin dalgalarıyla yönlendirilmesi oluşumu netleştirmekte ve hızlandırmaktadır.

Evimizde yaptığımız çalışmalarda Kâbe yönüne dönmek bu nedenle faydalıdır. Enerjiyi daha yoğun yönlendirmenizi sağlar. Amaç beyindeki enerjiyi aktive etmek ve belirlenmiş bir niyete yönlendirmek olduğu için konsantrasyonunuzu bozmayacak bir ortam yaratmanızda fayda vardır. Bu nedenle sessiz bir ortamda yapılan zikir çalışması çok daha etkili olacaktır.

Göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler; Yukarıdaki cümle üzerine düşünün. Bizlerden istenen yaradılışı düşünmek, sorgulamak ve araştırmaktır ve gerçek ibadet budur. Özellikle Allah ve yaradılış hakkında düşünmekten uzun yıllar boyunca men edilmeye çalışıldık, çarpılırız diye korkutulduk. Hâlbuki Allahın isteği idrak etmek için düşünmemiz. Zikir çekme esnasında Allahı tanımamız, kendimizi tanımamız ve yaradılışı anlamaya çalışmamız gerekmektedir. Bu duruma tasavvuf âlimleri tefekkür derler. Tefekkür etmekle yükümlüyüz, bu konuları düşünmekten, sorgulamaktan kaçmakla değil.

Zikretmenin belirlenmiş bir zamanı var mıdır?

Her an her saniye aldığınız her nefeste zikretmek çok faydalıdır. Beyninize ve genetiğinize yerleştirilmiş kodları aktive ederek enerji açığa çıkarmanızı ve manyetik alan oluşturmanızı sağlar. Böylelikle zikrettiğiniz esmanın manalarını idrak etmenizi ve gücünüzü ortaya çıkarmanıza faydalı olur. Bununla beraber kozmik ışınların beynimize çok daha etkili olarak ulaştığı zamanlar vardır. Bu saatlere yıldız saatleri denir. 24 saatlik gün içerisinde gezegenlerin kozmik ışınlarının daha yoğun geldiği zaman dilimleri vardır ve bu zamanlarda zikredilen esmaların enerjisi daha yoğun biçimde beynimizde aktive olur. Esmalarınızı verilen saatlere zikretmeye özen gösterin. Bununla beraber sabah güneş doğuşu esnasında zikir çalışması yapmamaya özen gösteriniz çünkü güneşten gelen radyasyon ışıması beynimizdeki aktivasyona engel olmaktadır. Gece yapılan zikir çalışmalarının etkisi çok yüksektir çünkü güneşin radyoaktif ışıması beynimize ulaşmamaktadır. Bu nedenledir ki genellikle ibadetler gece yapılır. Bununla beraber gündüzleri de zikretmeye devam etmekte fayda vardır.

Esmaları neden belirli sayılarda zikrediyoruz?

Evren matematik üzerine oturmuştur. Her şey matematikseldir. Size çok spritüel gelen, ruhani gelen pek çok şey aslında matematiksel ve fizikseldir. Evrenin her yerinde altın oran vardır, yaşadığımız dünyada zaman ölçülür, kuantasal (parçacıksal) bir yapıya sahip olan bu evren belirli ritimlerle titreşir aynı notadan gelen müzik sesi gibidir ve matematikseldir. Ses bir titreşimdir ve yaydığı frekanslar da belli bir müzik ritmindeki ritim gibidir, ölçülebilir. Esmaların tekrarı ile ortaya çıkan enerjilerin frekansı kendiyle eş olan frekansla eşleşmektedir. Yani siz elinizdeki kumandayla nasıl X kanalını tuşladığınızda karşınızda X kanalını bulur ve seyrederseniz, zikrettiğiniz esmanın da yaydığı frekans kendi manasının içeriği olan frekansla eşleşecektir. Bu eşleşmeyi gerçekleştirmek için beyinden yayınlanacak dalganın belirli bir doygunluğa erişmesi gerekmektedir ki beyinden çıkan ışınlar(fotonlar-kuantalar) etkili hale gelebilsin. Beyin bir kelimeyi tekrar etmeye başladığında beyin önce belirli bir bölgesinde sonra genelinde aydınlama yani aktivasyon başlar, bu nöro kimyasal bir olay olarak bilim tarafından da ortaya konmuştur. 1994 yılında Bilim adamı John Horgan, Scientific American dergisinin 11. sayısında bir makale yayınlamış ve listesini verdiği deneklerde uygulağı araştırmayı bilime sunmuştur. Bu araştırmaya göre beyin aynı kelimeyi, belirli bir süre tekrarlamaya devam ettiğinde beyinin genelinde güçlü bir nöron aktivasyonu gösterdiği ve beyinden dışarı doğru hertz cinsinde güçlü frekanslar yani ışınlar yaydığı tespit etmiştir.

Bir esmayı tekrar ederek zikretmenin beyinde güçlü bir ışıma oluşturduğu ve evrene yayın yaptığı anlaşılıyor. Bu nedenle tekrar etmek önemli çünkü; ışıma ne denli güçlü olursa esmanın manasıyla ilgili kozmik enerji alanıyla bağlantı o denli güçlü oluyor.

Şimdi gelelim sayılarla zikretmenin önemine Kuran alfabesinde her harfin sayısal bir değeri olduğu bilgileri bu konularla ilgilenen âlimlere verilmiş. Esmaları oluşturan bu harflerin toplamından çıkan sayılar ve bu sayıların kendisiyle yapılan çarpımları sonucunda belirli rakamlar ortaya çıkıyor. Bu çalışmaya ebcet hesaplanması denir. Her harfin 1 den 1000 e kadar belirlenmiş bir rakamsal değeri vardır. Eski Arap ve Fars âlimleri, matematikçileri sayıları yerine harf yazarlarmış. Ebced hesabı kadim bir bilgi olarak kabul edilmektedir. Hesaplamalar sonucunda her esmaya denk gelen bir sayı ortaya çıkıyor ve esma bu sayı kadar zikrediliyor. Nasıl ki kapınızın anahtarını her anahtar açamaz, sadece o kapının anahtarı açarsa, nasıl ki her kilidin beli bir şifresi varsa Esmalarında belli bir şifresi vardır. Siz belirlenmiş sayıda esmanızı zikrettiğinizde beyninizden çıkan ışın kozmik enerji alanında kendisiyle bağlantılı olanla eşleşiyor ve kilit açılıyor. Ben buna kozmik kapıdan geçmek diyorum. Kozmik kapıdan geçtiğinizde artık ilgili esmanın manası devreye giriyor ve esma hangi niyetle çekilmişse, o niyetin oluşumu gerçekleşmeye başlıyor. Bu kadim bilgiler de bir gün gelecek ve bilimsel biçimde açıklanacak çünkü evren tamamen matematik üzerine kurulu.

Yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı seçtiğiniz esmayı ilgili yıldız saatlerinde ve esmanın ebced değerindeki sayıda çekerseniz yaşadığınız mucizeler karşısında hayranlıkla şükredeceksiniz.

Esmaları neden kendi dilimizdeki anlamıyla zikretmiyoruz?

 Birincisi; esmaların Türkçe anlamı hiçbir zaman kendi öz anlamını veremez içerik ve anlam olarak çok yetersiz kalır. İkincisi ve asıl püf noktası esmaların orijinal hallerindeki harflerin yan yana gelişinden oluşan sinerji, beynimizdeki ve genetik kodumuzdaki enerjiyi açığa çıkarıyor. Tekrarlanarak beynimizden yayılan ışımayla aktivasyon artıyor ve güçlü enerji alanlarıyla kontak kurmamızı sağlıyor. Bu yüzden anlamını kesinlikle bilerek, üzerine düşünüp idrak etmeye çalışarak, orijinal haliyle yani Kuran dilinde zikretmeliyiz esmalarımızı.

Zikretmenin etkisine ya da Allahın varlığına inanmasak da zikir çalışması işe yarar mı?

Zikretmek, yerçekimi yasası gibi, güçlü ve zayıf çekirdek yasası gibi, suyun kaldırma gücü gibi tamamen evrensel yasa ile bağlantılıdır. Siz inansanız da inanmasanız da bir objeyi yere atarsanız yerçekimi yasasından dolayı yere düşecektir. İnansanız da inanmasanız da içi hava dolu bir objeyi suya bıraksanız suyun üzerinde yüzecektir. Çünkü evrensel kuvvetler söz konusudur. Zikrettiğinizde de aynı durum geçerlidir. İnansanız da inanmasanız da belirli bir esmayı belirlenmiş sayılarla zikrettiğinizde yayılan manyetik enerjinin etkisiyle esmanın manası ve işlevi harekete geçecektir. Zikretmek sadece inanç meselesi değildir tamamen bir yasadır. Bununla beraber siz zikretmeye başladığınızda yaşadığınız deneyimlerden dolayı zaten Yaradanın varlığına ve Yaradanın muhteşem düzenine ve işleyişine inanırsınız.

Kaderimiz belli ise neden zikredelim ki zaten her şey olacağına varacak değil mi? Zikir çalışması ile Kaderimiz değişir mi?

İşte insanlığın en büyük trajedisi; değişmeyen kader inancı… Kaderin değişmezliğine inanmak, her şeyin sorumlusu olarak Allahı görmek, yaşanan olumsuz deneyimlerden dolayı Allahı suçlamak ve ona küfretmek, sanki başımızdaki patronun gözüne girmemiz gerekiyormuşuz gibi şekilsel ibadetler yaparak yaşamak en büyük trajedi, kurban psikolojindeki zavallı insan trajedisi.

Öncelikle kavramları tam olarak anlamak gerekmekte Kaderin anlamı; içerisinde bilinç taşıyan PLAN, SİSTEM, YASA demektir. Kader öyle alnımıza yazılan bir yazı değildir. Yerçekimi yasası kaderdir, düzendir, yasadır. Suyun kaldırma kuvveti kaderdir, plandır, yasadır. Elektromanyetik kuvvet kaderdir, plandır, yasadır. Her birimiz bir enerji birimiyiz ve muhteşem bir düzen, plan, yasa yani kader içerisinde hareket etmekteyiz. Uzayda her yıldızın, gezegenin, göktaşının, kara deliğin bulunduğu yer de bir plandır, kaderdir. Manyetik ve ışınsal durumların hareketleriyle yerleri ve konumları belirlenmiştir. Bir var olurlar, bir yok olurlar, her zerre değişime ve dönüşüme uğrar, enerjiler sürekli değişim halindedir. Bizler de bir plan, sistem, yasa dahilinde bedenli olarak görünüp sonra enerjisel konuma geçeceğiz, enerjiden oluştuk, yoğunlaştık tekrar enerji formu olacağız. Her bitkinin doğumu, yıldızın doğumu nasılsa insanoğlunun da doğumu bu şekildedir. Evrendeki her şey zerreden güneşe kadar her şey ama her şey Allahın bilincini taşır. Her şey bilinçle, belirli bir düzenle gider. Ancak insanoğluna Yaratan tarafında diğer varlıklara verilmemiş armağanlar verilmiştir bu da Allahın esmalarıdır ve bu esmaları kullanma yetisidir. Evrendeki tüm yasalar manaları itibariyle esmalarla çalışır. Biz insanoğlu da bu esmaların güçlerini kullanarak sistem içerisinde değişiklik yapabilme yeteneğine sahibiz. Şimdi bir nehir düşünün doğanın yapısına göre engebelerden, taşların üzerinden akıp gidiyor, nehir kendi iradesiyle akış yönünü değiştirebilir mi? Hayır çünkü yasalar devrededir ve o yasalara göre hareket etmek durumundadır çünkü iradesi yoktur ve seçim yapamaz, seçim yapmayı bile düşünemez. Peki ya insanoğlu dilerse doğadaki nehrin suyunun yönünü kurduğu barikatlarla ve kazdığı oluklarla değiştirebilir. İnsanoğlu yaşamının gidişatını da değiştirebilir çünkü iradesiyle yani varlığında var olan esmaların gücüyle seçim yapma, karar verme ve uygulama gücüne sahiptir. Bu güç insanoğluna bir armağan olarak Allah tarafından verilmiştir. Bu nedenle insan ALLAHın dünyadaki halifesidir.

Ne yazık ki insan bu gücün sorumluluğu almayı reddetmeye, kendi gücünü inkâr etmeye meyillidir. Bunun sebebi de yine varlığında, nefsinde var olan negatif kuvvelerdir. Allahın kendisine verdiği gücü reddetmek, kendisini kurban gibi, güçsüz ve çaresiz görmek aslında Allaha ve Onun düzenine yapılan en büyük hakarettir. Bu şekilde gücünü reddetmek yine insanoğlunun seçimidir ve bu seçim kişinin düşük enerjili bir yaşam yaşamasına ve düşük enerji boyutundan da bedeninden ayrılmasına sebep olur. Dolayısıyla varlığımızı oluşturan esmaların gücünü kullanıp kullanmamak bizim seçimizdir. Ya nehirde akan su gibi olur ve istediği yöne gidemeyen insanlardan oluruz ya da seçim yaparak kendi akış yönümüzü kendimiz belirleriz.

Kuantum fiziği ve mekaniği deneylerle ispatladı ki; Yaşadığımız evren her zerresiyle enerjiden ibarettir. Salt enerjiden oluşmuş bu evrende bedenlerimiz dahi yoğunlaşmış enerji formudur. Dokunduğunuzu zannettiğiniz şeylere bile dokunamazsınız aslında elinizin elektronları dokunduğunuz objenin elektronlarını iter sizin hissettiğiniz sadece duygudur. Duygular ise zihnimizde enerjileri harekete geçiren kimyasallardır. Beş duyu algımızla üç boyutlu olarak algılıyoruz evrenimizi. Bu demektir ki; aslolan sadece bilinçtir, geri kalan her şey yönlendirilmeye ve şekillendirilmeye hazır enerjilerden ibarettir. Enerjileri yönlendiren ve onu var algılattıran sadece bilinçtir, zihinlerimizdir. Zihinlerimizde bilincimizde dünya formatına uygun olan program yerleşiktir. Bu program sayesinde algılarız içinde var hissettiğimiz evrenimizi. Bize dışarıda gibi gelen sesleri, görüntüleri, kokuları da bu program aracılığıyla algılarız. Aslında biz sadece zihnimizdeki bilinciz.

Bu güne kadar sadece olabileceğine inandıklarınızı yaşadınız. Eski dönemlerde dünyanın düz olduğuna inanılıyordu yuvarlak olduğu düşüncesi o günler için deli saçması geliyordu. Şimdi sizlere sizin zihniniz çok güçlü kullanılmayan alanlarınız aktive ederseniz telepati, telekinezi, ışınlanma gibi özelliklerinizi kullanabilirsiniz dersem bana deli saçması diyebilirsiniz tıpkı dünyanın yuvarlak olduğu söylendiği zamanlardaki gibi. Ama bunların hiç biri deli saçmalığı değil her birimizin bilincinde aydınlamalar yaşanmaya başladığında bize yürümek kadar doğal gelecek yeteneklerimizden bahsediyorum. Bu konular ayrı bir kitap konusu, söylemek istediğim şu ki esmaların zikri beynimizdeki alanların aktive olmasını sağlayarak bilincin uyanmasını ve yetenekleri ortaya çıkmasını sağlayacak en büyük güçtür.

Yasalar dâhilinde bedenli bir biçimde dünya zamanına göre dünya geliş saatimiz ve dünya formatından ayrılış saatimiz belirlidir. Bu yağmurun yağması gibi bir durumdur. Nasıl ki bulutların yoğunlaşması sonucu yağmur damlaları gökyüzüne düşerse ve bu bir yasa ise bizlerinde yeryüzüne gelişimiz de bu şekilde neden sonuç ilişkisiyle bağlantılıdır. Biz de bir yağmur damlası gibi geliriz. Dünyada oluştuğumuz zaman, içinde bulunduğumuz mekân ve ebeveynlerimiz de belirlidir bunlar tasavvufta geçen mutlak kader adı verilen başlangıcı ve sonu belirleyen yasalardır. Ancak yaşam yolcuğunda insanoğlu Allahın yeryüzündeki halifesi olarak, kendi yaşam şeklini belirleyebilecek iradeye sahiptir. Yeter ki bu iradesini açığa çıkarabilsin ve gücün kendinde olduğunu hatırlayıp fark edebilsin. Özetlemeye çalışırsam, bedenlenerek gelişimiz ve bedenimizi terk ederek saf enerji boyutuna dönüş saatimiz bellidir. Geldiğimiz yer ve ebeveynlerimiz de bellidir. Yaşam yolculuğunuzda yakınlarımızı kaybedeceğimiz zamanlar da bellidir. Bunun dışarısında seçeceğimiz mesleğimiz, yaşayacağımız yer, ilişkilerimiz, değerlerimiz, yaşam şeklimiz, yaşama bakış biçimimiz, nasıl bir insan olduğumuz, maddi durumuz gibi tüm alanlar bizim seçimiz ve irademizle yönlendirmemiz dahilindedir. Eğer varlığımızda var olan esmaları kullanmazsak yaşamın akış yönüne ve yaşam kalitemize müdahale edemeyiz ve belki de arzu etmediğimiz bir yaşam süreriz. Sonra buna Kader der Allahı suçlarız. Eğer varlığımızda var olan esmaların gücünü ortaya çıkabilirsek enerjilerin akış yönünü ve enerjilerin biçimlenmesini değiştirebilir istediğimiz bir yaşam süreriz.

Kısaca söylemek gerekirse adına kader denen yasaları, düzeni, kendi isteğimiz doğrultusunda yönlendirebilecek tek güç niyetlerimiz, dualarımız ve zikirlerimizdir. Hele ki toplu halde aynı niyet için yapılan dua ve zikirlerin oluşumu çok daha etkili olacaktır. Bu nedenle toplu zikirlerin gücü pek çok durumun ve olayın akışını değiştirebilecek güçtedir.

Mutlak Kader : Dünya formatına giriş ve çıkış şeklimiz ve zamanımızdır.

Muallak Kader: Niyetlerimiz ve irademiz doğrultusunda yaşam yolculuğundaki seçimlerimizdir.

De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.” (İsra Suresi 84.ayet)

Zikirleri sürekli mi çekmek zorundayız, ne kadar çekmemiz gerekiyor?

“Bir oluşum için yola çıktınız, diyelim ki kişi çocuk sahibi olmak istiyor, bunun için de aynı evlilik talebinde olduğu gibi Ya Fettah Ya Bais esmalarını sayısınca zikretmeli. Diyelim ki bu esmaları zikretti ve çocuk sahibi oldu, isterse bu esmalara amaçlı ya da amaçsız devam eder, isterse de yeni istekleri için yeni Esmalar zikreder. Veyahut ta kişi işe girmek istedi ve Ya Fettah ve Ya Rezzak Esmalarını zikretti bir süre sonra da işe girdi isterse bu esmaları çekmeye devam edebilir ya da sonrasında zenginlik isterse, Ya Gani Ya Muğni çekebilir. Kişinin kendi iç sesi en doğru olanı belirleyecektir. Bu nedenle birisinin Esma vermesinden ziyade kişi iç sesiyle kendi çekeceği esmaları kendi bulmalıdır.

Zikirde ara vermek doğru mudur?

Belirli sayılarla yapılan Esma zikir çalışmalarında sayılar bitmeden ara verilmesi odaklanma çalışmasını bozduğu için olumlu değildir. Amaç odaklanarak bir oluşum sağlarken çalan telefona bakmak oluşum için gönderilen enerjiyi kesintiye uğratır. Bu nedenle sayı tamamlana kadar ara vermemek daha doğrudur. Bununla beraber sayısı çok yüksek olan Esma çalışmaları birkaç geceye bölünebilir.

Bazı art niyetli insanlar da Esmaları zikrederek zengin ya da nüfuz sahibi olmak başka insanlara hükmetmek istiyorlar. Kötü insan olarak değerlendirdiğimiz bu insanlar da Esmaları kullanarak gerçekten zengin ve nüfuz sahibi olabilirler mi? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

“Elimizde güçlü ve etkili bir cihaz olduğunu düşünelim ki öyle. Bu cihazı kim kullanırsa o isteklerini gerçekleştirir yani bu cihaz iyi elde de kötü elde de çalışır. Çok iyi niyetli olmayan bir insan bile oturup ya Gani, Ya Muğni Esmalarını aktive etmek için çalışıyorsa kodu harekete geçirdiği için kendisine zenginliği çekebilir. Ya Melik esmasını zikrederek yönetim ve nüfuz sahibi de olabilir. Şunu anlamak lazım, zikir yapılırken sistem otomatik olarak harekete geçiyor, kim sistemi harekete geçirirse olumlu veya olumsuz niyetleri yaşamda tezahür edebilir, bu kişinin iyi insan ya da kötü insan olmasıyla alakalı değildir.”

Nilda Ferhan Efeçınar’a çok teşekkür ederiz…. ALLAH razı olsun…

  

Yorum ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir