Web sitemize hoşgeldiniz, 04 Temmuz 2022
Gizemli Dualar
Anasayfa » Gizemli Dualar » Kelime-i Tevhid Hakkında Açıklama

Kelime-i Tevhid Hakkında Açıklama

Kelime-i Tevhid Hakkında Açıklama

İslâm Dini’nin temelini, “LÂ İLÂHE İLLÂLLÂH” sözünün mânâsı oluşturur.

“Lâ ilâhe illâllâh” ne demektir?

Bu söz basit olarak ele alınırsa;

“TANRI yoktur sadece ALLÂH vardır” anlamında değerlendirilir.

Eğer kelimelerin anlamı üzerinde durursak…

“Lâ ilâhe”de; “Lâ”, yoktur; “ilâhe”, “TANRI” demektir; yani, “Lâ ilâhe”, “tapınılacak tanrı yoktur” demektir.

Şimdi burada şu noktaya dikkat edelim;

Kelime-i Tevhid, “Lâ ilâhe” ile başlıyor… Ve başlangıçta, kesin bir hüküm vurgulanıyor:

“Yoktur tapılacak varlık!” yani “lâ İlâhe!”

Akabinde, bir açıklama geliyor…

İllâ=sadece, ALLÂH vardır!.. “İLLÂ ALLÂH” yani “sadece ALLÂH!”

Burada özellikle vurgulamamız gereken son derece önemli bir husus vardır…

Dinde, tefekkürden uzak bir biçimde ezbercilikle yetişmiş, etiketi ne olursa olsun, bazı taklitçi kişilerin içine düştüğü, son derece önemli bir yanılgı vardır…

“Lâ ilâhe illâ ALLÂH” uyarısını, halkın anladığı Arapçanın sıradan kurallarıyla yorumlamak suretiyle, çok büyük bir hataya düşmektedirler!

Şöyle ki…

“Lâ recülün illâ Âli” dendiği zaman, bu ifade dilimize “Âli’den başka er kişi yoktur” ya da “Âli gibi er kişi yoktur” veya “Er kişi olarak Âli gibisi yoktur” tarzlarında çevrilebilir.

Oysa “İLL” kelimesi “ALLÂH” kelimesiyle yan yana kullanıldığı zaman bu asla “ALLÂH gibi bir tanrı yoktur” şeklinde anlaşılamaz… Yani, “başka bir tanrı-ilâh vardır ama o ALLÂH gibi değildir” şeklinde yorumlanamaz. Çünkü, “Allâh” isminin işaret ettiği anlam, böyle bir yaklaşımı temelden reddeder!

Ayrıca bir de şu hususu iyi anlamak gerekir;

“KÂNE” yani “İDİ” eki, nasıl “ALLÂH” isminin işaret ettiği anlam yanında, genel kullanım mânâsını yitirir; geniş zaman kavramına dönüşürse; aynı şekilde “İLL” kelimesi de “ALLÂH” ismiyle yan yana gelince, genel kullanım alanı dışına taşıp “SADECE” kavramıyla anlaşılır!

Önce “KÂNE” sözcüğüne bir misal verelim; “KânAllâhu ğafûrur rahıyma” dendiği zaman; bunu, nasıl “ALLÂH ĞAFÛR ve RAHIYM İDİ” diye çeviremezsek; “ALLÂH” isminin işaret ettiği özellikler, geçmiş zamanla kayıtlanmaktan berî ise…

Aynı şekilde; “İLLÂ ALLÂH” dendiği zaman da, “illâ” kelimesinin asla “başka” ya da “gibi” anlamlarına anlaşılmayıp; “sadece” anlamıyla idrak ve kabul edilmesi zorunludur!

Zira “ALLÂH” isminin bize işaret ettiği varlığın özellikleri, kendi dışında bir mevcut kabul etmediği gibi, hele hele, Varlığı yanı sıra başka bir vücud sahibinden söz etmeyi hiç kabul etmez!

İşte bu sebeplerledir ki, gerek “İLL”, gerek “KÂNE” ve gerekse de bu türden, zaman ve vücud ifade eden kavramları “ALLÂH” ismiyle yan yana gördüğümüzde, bunları genel kullanımda anladığımız mânâda değil, “ALLÂH” isminin işaret ettiği kavrama uygun bir anlamda anlamak mecburiyetindeyiz.

Bunu yapmadığımız takdirde, ortaya çıkacak olan kavram, ötemizde, hatta evrenin ötesinde bir TANRI yani İLÂH kavramı olacaktır!

İşte bu gerçeği göz önüne almış olarak; bu noktayı ince bir dikkatle kavramaya çalışırsak fark ederiz ki;

“Tapılacak tanrı yoktur, sadece ALLÂH vardır!”

Bu cümleden birinci mânâ olarak açığa çıkan gerçek şudur:

“Tapılacak tanrı yoktur”… Evet, burada, kesin olarak, tapılacak bir öte tanrı olmadığını vurguladıktan sonra, “İLLÂ ALLÂH” diyor…

“İLL” kelimesi, yukarıda açıklamaya çalıştığımız üzere genel kullanım itibarıyla, “ancak” mânâsına anlaşılabileceği üzere; buradaki özellik dolayısıyla, “SADECE” anlamında kullanılmıştır.

Evet, “İLL” kelimesi, “ALLÂH” kelimesiyle bir arada kullanıldığı zaman, kesinlikle “SADECE” anlamında algılanmak zorundadır, zira “ALLÂH”tan gayrı vücud sahibi yoktur ki, “ALLÂH” ona kıyaslansın veya o şeyle benzer kefeye konarak ona nispetle tarif edilsin!..

İşte bu gerçek dolayısıyladır ki, “İLL” kelimesi “ALLÂH” ismiyle yan yana kullanıldığı zaman bunu daima “SADECE” kelimesiyle tercüme etmek zorundayız.

Nitekim bu mânâ İngilizceye tercüme edilirken “There is no God BUT ALLAH” şeklinde değil;

“There is no God ONLY ALLAH”

Şeklinde tercüme edilmelidir… Ki böylece, İslâm Dini’nin getirmiş olduğu VAHDET, TEKLİK inanç veya düşünce sistemi fark edilebilsin.

Evet, sadece “ALLÂH” vardır ki, “O ALLÂH, tapılacak bir tanrı değildir” anlamı mevcuttur bu açıklamada… Çünkü başta, kesin olarak “LÂ İLÂHE” yani “tapılacak TANRI yoktur” hükmü veriliyor!

Öyle ise “ALLÂH” İsmi ile İşaret Edilen, insanın dışında, ötesinde; ve hatta bu var gördüğümüz varlıkların dışında ve ötesinde tapınılacak bir TANRI değildir!

Bu takdirde “tapınma” nedir, “kulluk” nedir?..

“Tapınma” ve “kulluk”…

Burada öncelikle üzerinde durmamız gereken konudur “tapınma” ve “kulluk”; bu kelimelerin anlamı nedir?..

“TAPINMA” kelimesi bir “tanrıya” bağımlı olarak kullanılır. Tapınılan ve tapan ikilisinin mevcudiyetine bağlı olarak “tapınma” olayı söz konusu olur.

“Sen” varsındır… “Sen”in bir de “tanrın” vardır!.. Ve sen, bu tanrına tapınırsın!.. Yani “tapınma” denilen olay, iki ayrı varlık arasında geçerli olan bir davranış türüdür… Tanrıya, gökteki veya yerdeki herhangi bir tanrıya inanan kişinin, bu mânâda ortaya koyduğu çeşitli davranışlara verilen isimdir “tapınma”… “Sen”in ona yönelik yaptığın fiiller!..

Nitekim Kelime-i Şehâdet’teki “ABDU HÛ” kelimesi, “Abdiyet-kulluk”un “Hüviyete” yani “Hû”ya zorunlu olarak yapılmakta olduğunu açık seçik göstermektedir.

“KULLUK” kelimesinin anlamına gelince;

Birimin, varoluş gayesine ve programına göre, davranış ortaya koyuşunun adıdır “kulluk”.

Nitekim Zâriyat Sûresi’nin 56. âyetinde bu gerçek şöyle vurgulanmaktadır:

Ben cini ve insi yalnızca (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) kulluk etmeleri için yarattım! (51.Zâriyat: 56)

Elbette ki, “ALLÂH” adıyla işaret edilenin, bu gayeyle yarattığı varlıkların, varoluş gayeleri dışına taşmaları asla mümkün değildir! Çünkü bu âyette bir hüküm ve sonucuna işaret edilmektedir.

Ayrıca burada hemen şu âyetle işaret edilen mânâyı dahi hatırlamalıyız:

“Kesinkes ben, Rabbim ve Rabbiniz olan Allâh’a tevekkül (hakikatimdeki El Vekiyl isminin gereğini yerine getireceğine iman) ettim… Hareket eden hiçbir canlı yoktur ki onun ‘Bi’nasiyesinde (alnında-beyninde var olarak/beyninden) tutmuş olmasın (Fâtır’ın beyni programlaması) (lafında kalanlara göre: Hükmüne boyun eğdirmek)… Muhakkak ki benim Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir.” (11.Hûd: 56)

Nitekim Fâtiha Sûresi’ndeki, “Sana kulluk ederiz”in anlamı; “Senin bizi varediş gayene ve programlamana göre ne gerekiyorsa onu yerine getirmek suretiyle görevimizi yaparız” demektir bu anlamda.

Ayrıca,

“KUL KÜLLÜN YA’MELU ALÂ ŞAKILETİHİ” deniyor âyeti kerîmede… Yani:

De ki: “Herkes yaratılış programı (fıtratı – şâkılesi) doğrultusunda fiiller ortaya koyar! İşte bu yüzden (Fâtır’ınız olan) Rabbiniz yol itibarıyla kimin hakikat yolunda olduğunu en iyi bilendir!” (17.İsra’: 84)

“FÂTIR”ın kendi dilediği mânâlara uygun sûretleri ve bu sûretlerin birimlerini, varediş gayesine uygun olarak şekillendirmesi sonucu; onların da fıtratları (varediliş programları) gereği bu fiilleri ortaya koymaları, kulluklarıdır.

Özde, tâat ve ma’siyet farkı olmaksızın tüm birimlerin tüm davranışları, kulluklarıdır.

Kulluğun türüne ise “tâat” veya “ma’siyet” adları verilmiştir ki; yukarıda izah ettiğimiz üzere, hepsi de esasen kulluktur.

Yedi semâ (yedi bilinç mertebesindeki tüm yaratılmışlar), arz (bedenler) ve onların içindekiler O’nu tespih eder (Esmâ’sının özelliklerini açığa çıkaran işlevleriyle her an hâlden hâle dönüp dururlar)! Hiçbir şey yok ki, O’nun Hamdı olarak, tespih etmesin! Fakat siz onların işlevini anlamıyorsunuz! Muhakkak ki O, Haliym’dir, Ğafûr’dur. (17.İsra’: 44)

Âyeti, varlıktakilerin tümünün, anlatılan biçimde kulluklarını yerine getirdiklerini ifade etmektedir.

Bir diğer ifadeyle; birimin, kendi özünü ve orijinini tanıma çalışmalarının, faaliyetlerinin adıdır “tâat” olan kulluk!.. Kendi özündeki hazineden mahrum kalmaya ve pişmanlıklara dönük olan fiillerin adıdır “ma’siyet” olan kulluk!

Netice… “Kulluk”; varoluş gayesine uygun davranışları ortaya koymaktır… “Tapınma” ise, bir birimin, var sandığı bir “tanrıya”, dilediği bir biçimde yönelerek, zamanın belli bir bölümünde prestij etmesi ve ondan bir şeyler ummasıdır.

Sonuç…

“TANRI”YA TAPINILIR; “ALLÂH”A KULLUK EDİLİR!..

Peki öyle ise… “ALLÂH”a “kulluk” neden ve nasıl yapılmaktadır?..

Bunu anlayabilmek için önce “ALLÂH”ın “AHAD” oluşunun mânâsını kavramak gerek!

“ALLÂH”ın “AHAD” oluşunu şayet iyice idrak edersek, görürüz ki (basîretle), bir ALLÂH, bir de yanı sıra kâinat gibi iki ayrı yapı mevcut değildir!

Yani, bir “ALLÂH” var, bir de âlemler mevcut; değil!

Başka bir deyişle; bir içinde yaşadığımız âlemler, kâinat mevcut; bir de bunların ötesinde, bunlardan ayrı, bunların dışında bir “TANRI mevcut” anlayışı, tümüyle bâtıldır!

Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”, bir TANRI değildir!

Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”, AHAD’dır!

Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”, sonsuz mânâlara sahip olup, her an bunları seyir hâlindedir!..

Bu “SEYR”in mahalli de, “Esmâ âlemi”dir!..

ZÂT’ı itibarıyla Vâhid-ül AHAD…

Sıfatları itibarıyla HAYY, ALİYM, MÜRİYD, KAADİR, SEMİ’, BASIYR, KELİYM’dir.

Kendisinde bulunan özellikleri itibarıyla, sayısız mânâlara sahiptir ki; bunların bir kısmı gene Hz. Muhammed tarafından “Esmâ ül Hüsnâ”da açıklanmıştır.

Ahmedhulusi ALLAH razı olsun…

Etiketler:

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz