Web sitemize hoşgeldiniz, 13 Aralık 2019

Psikolojik Sıkıntılar için Etkili Dua

Psikolojik Sıkıntılar için Etkili Dua

Ruhsal, zihinsel ve psikolojik bir sıkıntıya düşen kimse
tıbbî her türlü çareye başvurmalı, şifa vermesi için de
Allah’a dua etmelidir. Peygamberimiz (s.a.s); kendisine
getirilen bu tür sıkıntısı olan bir kimseye (mecnuna) şu
ayetleri okumuştur. (Ebû Ya’lâ, Dua, III, 167, No: 1594)


بِسْمِ الِّٰهل الرَّحْمٰنِ الرَّحي۪مِ
﴾ اَلْحَمْدُ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴿ 1﴾ اَلرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِۙ ﴿ 2﴾ مَالِكِ يَوْمِ الدّ۪ينِۜ ﴿ 3
اِيَّاكَ نَعْبُدُ وَاِيَّاكَ نَسْتَع۪ينُۜ ﴿ 4﴾ اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ ﴿ 5﴾ صِرَاطَ
الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّآلّ۪ينَ
Okunuşu: “Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-‘âlemîn. Er-Rahmânir-Rahîm.
Mâliki yevmid-dîn.
İyyâke na’büdü ve iyyâke neste’în.
İhdines-sırâta’l-müstekîm.
Sırâtallezîne en’amte ‘aleyhim ğayri’l-meğdûbi ‘aleyhim
ve led-dâllîn.”

Anlamı: “Rahman Rahim Allah’ın adı ile.
Hamd, âlemlerin Rabbi, Allah’a mahsustur. Hesap ve
ceza gününün (ahiret gününün) maliki. Rahmân, Rahîm,
(Allah’ım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım
dileriz. Bizi doğru yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin
yoluna (ilet), gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.”


بِسْمِ الِّٰهل الرَّحْمٰنِ الرَّحي۪مِ
المٓ ﴿ 1﴾ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَۚۛ ف۪يهِۚۛ هُدًى لِلْمُتَّق۪ينَۙ اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ
وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙ وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ اُنْزِلَ
اِلَيْكَ وَمَآ اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜ
Okunuşu: “Bismillâhir-Rahmânir-Rahîm.
Elif Lâm Mîm.
Zâlikel-kitâbü lâ raybe fîh.
Hüden lil-müttekîn.
Ellezîne yü’minûne bil-ğaybi ve yükîmûnes-salâte ve
mimmâ razaknâhüm yünfikûn. Vellezîne yü’minûne bimâ ünzile ileyke ve mâ ünzile
min kablike ve bil-âhıratihüm yûkınûn.”

Anlamı: “Rahman Rahim Allah’ın adı ile. Elif lâm mîm.
Rahman Rahim Allah’ın adı ile. Bu, kendisinde şüphe olmayan
kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar,
kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.
Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de
inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.”


بِسْمِ الِّٰهل الرَّحْمٰنِ الرَّحي۪مِ
وَاِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ۟ ﴿ 163 ﴾ اِنَّ ف۪ي خَلْقِ
السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاخْتِ فَالِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّت۪ي تَجْر۪ي فِي
الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَآ اَنْزَلَ الٰهّلُ مِنَ السَّمَآءِ مِنْ مَآءٍ فَاَحْيَا بِهِ
الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ ف۪يهَا مِنْ كُلِّ دَآبَّةٍۖ وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ
الْمُسَخَّرِ بَ السَّمَآءِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Okunuşu: “Bismillâhir-Rahmânir-Rahîm.
Ve ilâhüküm ilâhün vâhid.
Lâ ilâhe illâ hüver-Rahmânür-Rahîm.
İnne fî halkıs-semâvâti vel-ardı vahtilâfil-leyli vennehâri
vel-fülkil-letî tecrî fil-bahri bimâ yenfe’un-nâse ve
mâ enzelellâhü mines-semâi mim-mâin feahyâ bihil-arda
ba’de mevtihâ ve besse fîhâ min külli dâbbetin ve tasrîfi’rriyâhi
ves-sahâbil-müsahhari beynes-semâi vel-ardı leâyâtin
li-kavmin ya’kılûn.”

Anlamı: “Rahman Rahim Allah’ın adı ile. Sizin ilâhınız
bir tek ilâhtır. O’ndan başka ilâh yoktur. O, Rahman’dır,
Rahim’dir. Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile
gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak
şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden
indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde
her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer
arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette
düşünen bir topluluk için deliller vardır.” (Bakara, 2/163–164)


بِسْمِ الِّٰهل الرَّحْمٰنِ الرَّحي۪مِ
اَلٰهّلُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَاْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌۜ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ
وَمَا فِي الْاَرْضِۜ مَنْ ذَا الَّذ۪ي يَشْفَعُ عِنْدَهُٓ اِلَّا بِاِذْنِه۪ۜ يَعْلَمُ مَا بَ اَيْد۪يهِمْ
وَمَا خَلْفَهُمْۚ وَلَا يُح۪يطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِه۪ٓ اِلَّا بِمَا شَآءَۚ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ
السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَۚ وَلَا يَؤُ۫دُهُ حِفْظُهُمَاۚ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظ۪يمُ
Okunuşu: “Allâhü lâ ilâhe illâ hüvel-hayyül-kayyûm.
Lâ te’huzühû sinetüv ve lâ nevm.
Lehû mâ fis-semâvâti ve mâ fil-ard.
Men zel-lezî yeşfe’u ‘ındehû illâ bi-iznih.
Ya’lemü mâ beyne eydîhim ve mâ halfehüm.
Ve lâ yuhîtûne bi-şey’im min ‘ılmihî illâ bi-mâşâe,
vesi’a kürsiyyühü’s-semâvâti vel-ard.
Ve lâ yeûdühû hifzuhumâ ve hüvel-‘aliyyül ‘azîm.”

Anlamı: “Rahman Rahim Allah’ın adı ile. Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayandır. Diridir, kayyumdur
(varlığı kendinden, kendi kendine yeterli, yarattıklarına
hâkim ve onları koruyup gözetendir). O’nu ne bir uyuklama
tutabilir, ne de bir uyku. Göklerdeki her şey, yerdeki her şey
O’nundur. İzni olmaksızın O’nun katında şefaatte bulunacak
kimdir? O, kulların önlerindekileri ve arkalarındakileri
(yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar O’nun ilminden,
kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar.
O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır. (O,
göklere, yere, bütün evrene hükmetmektedir.) Gökleri ve yeri
koruyup-gözetmek O’na güç gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (Bakara,
2/255)


مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا ف۪يٓ اَنْفُسِكُمْ اَوْ
تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ الٰهّلُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَآءُۜ وَالٰهّلُ عَلٰى
كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَآ اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّه۪ وَالْمُؤْمِنُونَۜ كُلٌّ اٰمَنَ
بِالِّٰهل وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَكُتُبِه۪ وَرُسُلِه۪ۜ لَا نُفَرِّقُ بَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِه۪۠ وَقَالُوا سَمِعْنَا
وَاَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَاِلَيْكَ الْمَص۪يرُ لَا يُكَلِّفُ الٰهّلُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَاۜ
لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْۜ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَآ اِنْ نَس۪ينَآ اَوْ
اَخْطَاْنَاۚ رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَآ اِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِنَاۚ
رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِه۪ۚ وَاعْفُ عَنَّا۠ وَاغْفِرْ لَنَا۠ وَارْحَمْنَا۠ اَنْتَ
مَوْلٰينَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ
Okunuşu: “Lillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fil-ard.
Ve in tübdû mâ fî enfüsiküm ev tuhfûhü yühâsibküm
bihillâh.
Fe yağfiru limey yeşâü ve yüazzibü mey yeşâ’. Vallâhü alâ külli şey’in kadîr.
Âmener-rasûlü bimâ ünzile ileyhi min rabbihî velmü’minûn.
Küllün âmene billahi ve melâiketihî ve kütübihî ve rusülih.
Lâ nüferriku beyne ehadin mir rusülih.
Ve kâlu semi’nâ ve eta’nâ ğufrâneke Rabbenâ ve
ileykel-masîr.
Lâ yükellifüllâhü nefsen illâ vüs’ahâ.
Lehâ mâ kesebet ve ‘aleyhâ mektesebet.
Rabbenâ lâ tü’âhiznâ in nesînâ ev ehta’nâ.
Rabbenâ velâ tahmil ‘aleynâ isran kemâ hameltehû
‘alel-lezîne min kablinâ.
Rabbenâ velâ tühammilnâ mâ lâ tâkate lenâ bih.
Va’fü‘annâ. Vağfirlenâ.
Verhamnâ.
Ente Mevlânâ.
Fensurnâ ‘alel-kavmil-kafirîn.”

Anlamı: “Göklerdeki her şey yerdeki her şey Allah’ındır.
İçinizdekini açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi,
onunla sorguya çeker de dilediğini bağışlar, dilediğine azap
eder. Allah’ın gücü her şeye hakkıyla yeter. Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti,
mü’minler de (iman ettiler). Her biri; Allah’a, meleklerine,
kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ve şöyle dediler:
‘O’nun peygamberlerinden hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz’.
Yine; ‘İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama
dileriz. Sonunda dönüş yalnız sanadır’ dediler.
Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü
kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi
zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): ‘Ey Rabbimiz!
Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz!
Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey
Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi
affet. Bizi bağışla. Bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler
topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 2/284-286)


شَهِدَ الٰهّلُ اَنَّهُ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَاُو۬لُوا الْعِلْمِ قَآئِمًا بِالْقِسْطِۜ لَآ اِلٰهَ
اِلَّا هُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Okunuşu: “Şehidallâhü ennehû lâ ilâhe illâ hüve velmelâiketü
ve ulül-ılmi kâimen bil-kıst.
Lâ ilâhe illâ hüvel-azîzül-hakîm.”

Anlamı: “Allah, melekler ve ilim sahipleri, O’ndan başka
ilâh olmadığına adaletle şâhitlik etti. O’ndan başka ilâh yoktur.
O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Âl-i
İmrân, 3/18)


اِنَّ رَبَّكُمُ الٰهّلُ الَّذ۪ي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ ف۪ي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى
عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي الَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَث۪يثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ
وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِاَمْرِه۪ۜ اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ الٰهّلُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ
Okunuşu: “İnne rabbekümüllâhüllezî halekassemâvâti
vel-arda fî sitteti eyyâmin sümmestevâ ‘alel-arşi
yüğşil-leylen-nehâra yatlübühû hasîsev veş-şemse velkamera
ven-nücûme müsehharâtin bi emrih.
Elâ lehü’l-halku vel-emru.
Tebârekallâhü rabbül-âlemîn.”

Anlamı: Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün
içinde (altı evrede) yaratan ve Arş üzerine (sınırsız kudret
ve iktidar makamına) istiva eden (kurulan), geceyi, kendisini
durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün
yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat
edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur.
Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.” (A’râf, 7/54)


فَتَعَالَى الٰهّلُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ
Okunuşu: “Fe teâla’llâhü’l-melikü’l-hakku lâ ilâhe illâ
hüve rabbü’l-arşi’l-kerîm.”

Anlamı: “Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. O’ndan
başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.”
(Mü’minûn, 23/116)


وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا
Okunuşu: “Ve ennehû te’âlâ ceddü rabbinâ mettehaze
sâhibeten velâ veledâ.”

Anlamı: “Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş
edinmiştir, ne de bir çocuk.” (Cin, 72/3)


سَبَّحَ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ يَآ اَيُّهَا
الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ كَبُرَ مَقْتًا عِنْدَ الِّٰهل اَنْ تَقُولُوا مَا
لَا تَفْعَلُونَ اِنَّ الٰهّلَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِه۪ صَفًّا كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ
مَرْصُوصٌ وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِه۪ يَا قَوْمِ لِمَ تُؤْذُونَن۪ي وَقَدْ تَعْلَمُونَ اَنّ۪ي
رَسُولُ الِّٰهل اِلَيْكُمْۜ فَلَمَّا زَاغُوٓا اَزَاغَ الٰهّلُ قُلُوبَهُمْۜ وَالٰهّلُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ
الْفَاسِق۪ينَ وَاِذْ قَالَ ع۪يسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَا بَن۪يٓ اِسْرَآء۪يلَ اِنّ۪ي رَسُولُ الِّٰهل
اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرٰيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْت۪ي مِنْ بَعْدِي
اسْمُهُٓ اَحْمَدُۜ فَلَمَّا جَآءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هٰذَا سِحْرٌ مُب۪ينٌ وَمَنْ اَظْلَمُ
مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى الِّٰهل الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعٰىٓ اِلَى الْاِسْ مَالِۜ وَالٰهّلُ لَا يَهْدِي
الْقَوْمَ الظَّالِم۪ينَ يُر۪يدُونَ لِيُطْفِؤُ۫ا نُورَ الِّٰهل بِاَفْوَاهِهِمْ وَالٰهّلُ مُتِمُّ نُورِه۪ وَلَوْ
كَرِهَ الْكَافِرُونَ هُوَ الَّذ۪يٓ اَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدٰى وَد۪ينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى
الدّ۪ينِ كُلِّه۪ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ۟ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى
تِجَارَةٍ تُنْج۪يكُمْ مِنْ عَذَابٍ اَل۪يمٍ
Okunuşu: “Sebbaha lillâhi mâ fis-semâvâti vemâ fi’lard.
Ve hüvel-azîzül-hakîm.
Yâ eyyühellezîne âmenû lime tekûlûne mâ lâ tef ’alûn.
Kebüra makten ‘ındallâhi en tekûlû mâ lâ tef ’alûn.
İnnellâhe yühibbül-lezîne yükâtilûne fî sebîlihî saffen
keennehüm bünyânün mersûs.
Ve iz kâle Mûsâ li kavmihî yâ kavmi lime tü’zûnenî ve
kad ta’lemûne ennî rasûlüllâhi ileyküm.
Felemmâ zâğû ezâğallâhü kulûbehüm. Vallâhü lâ yehdi’l-kavmel-fâsikîn.
Ve iz kâle ‘Îsebnü Meryeme yâ Benî İsrâîle innî
Rasûlüllâhi ileyküm müsaddikan limâ beyne yedeyye
minet-tevrâti ve mübeşşiran bi-rasûlin ye’tî min ba’dismühû
Ahmed.
Felemmâ câehüm bil-beyyinâti kâlû hâzâ sihrun
mübîn.
Ve men azlemü mimmenifterâ ‘alel-lâhil-kezibe ve
hüve yüd‘â ilel-İslâm.
Vallâhü lâ yehdil-kavmez-zâlimîn.
Yürîdûne li yütfiû nûrallâhi bi efvâhihim vallâhü mütimmü
nûrihî velev kerihel-kâfirûn.
Hüvellezî ersele rasûlehû bil-hüdâ ve dînil-hakkı li
yüzhirahû ‘aled-dîni küllih.
Velev kerihel-müşrikûn.
Yâ eyyühellezine âmenû hel edüllüküm ‘alâ ticâretin
tüncîküm min ‘azâbin elîm.”

Anlamı: “Göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ı tespih
eder (yüceltir.) O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?
Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında
büyük bir gazaba sebeptir. Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda,
duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak
çarpışanları sever.
Hani Musa kavmine, ‘Ey kavmim! Allah’ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz hâlde niçin
bana eziyet ediyorsunuz?’ demişti. Onlar yoldan sapınca,
Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah, fasıklar
topluluğunu hidayete erdirmez. Hani, Meryemoğlu İsa, ‘Ey
İsrailoğulları! Şüphesiz ben, Allah’ın size, benden önce gelen
Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek, Ahmed adında
bir peygamberi müjdeleyici (olarak gönderdiği) peygamberiyim’,
demişti. Fakat (İsa) onlara apaçık mucizeleri getirince,
‘Bu, apaçık bir sihirdir’, dediler. Kim, İslâm’a davet olunduğu
hâlde Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah,
zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. Onlar ağızlarıyla
Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler
de Allah nurunu tamamlayacaktır. O, kendisine ortak
koşanlar hoşlanmasa da, dinini bütün dinlere üstün kılmak
için peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. Ey iman
edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim
mi size?” (Saff, 61/1-10)


هُوَ الٰهّلُ الَّذ۪ي لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِۚ هُوَ الرَّحْمٰنُ الرَّح۪يمُ
هُوَ الٰهّلُ الَّذ۪ي لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ اَلْمَلِكُ الْقُدُّوسُ السَّ مَالُ الْمُؤْمِنُ الْمُهَيْمِنُ
الْعَز۪يزُ الْجَبَّارُ الْمُتَكَبِّرُۜ سُبْحَانَ الِّٰهل عَمَّا يُشْرِكُونَ هُوَ الٰهّلُ الْخَالِقُ
الْبَارِئُ الْمُصَوِّرُ لَهُ الْاَسْمَآءُ الْحُسْنٰىۜ يُسَبِّحُ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ
وَالْاَرْضِۚ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Okunuşu: “Hüvallâhüllezi lâ ilâhe illâ hû.
‘Âlimü’l-ğaybi veş-şehâdeh.
Hüver-rahmânür-rahîm.
Hüvallâhüllezî lâ ilâhe illâ hû. El-melikül-kuddûsüs-selâmül-mü’minül-müheyminül-‘
azîzül-cebbârul-mütekebbir.
Sübhânellâhi ‘ammâ yüşrikûn.
Hüvallâhül-hâlikul-bâriül-müsavviru lehül-esmâülhüsnâ.
Yüsebbihu lehü mâ fis-semâvâti vel-ard.
Ve hüvel-‘azîzül-hakîm.”

Anlamı: “O, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan
Allah’tır. Gaybı da, insan kavrayışına giren âlemi de bilendir.
O, Rahman’dır, Rahim’dir. O, kendisinden başka hiçbir
ilâh bulunmayan Allah’tır. O, mülkün gerçek sahibi, kutsal
(her türlü eksiklikten uzak), barış ve esenliğin kaynağı, güvenlik
ve iman veren, gözetip koruyan, mutlak güç sahibi,
düzeltip ıslah eden ve dilediğini yaptıran, büyüklükte eşsiz
olan Allah’tır. Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır. O,
Allah’tır, yaratandır, yoktan var edendir, şekil verendir. Güzel
isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih
eder (yüceltir). O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
(Haşr, 59/22–24)


قُلْ هُوَ الٰهّلُ اَحَدٌۚ اَلٰهّلُ الصَّمَدُۚ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ
Okunuşu: “Kul hüvallâhü ehad.
Allâhü’s-samed.
Lem yelid.
Velem yûled. Velem yekün lehû küfüven ehad.”

Anlamı: “De ki: O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir.
(Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)
O’ndan çocuk olmamıştır. Kendisi de doğmamıştır (kimsenin
çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.”
(İhlâs, 112/1-4)


قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِۙ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَۙ وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَۙ وَمِنْ
شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِۙ وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ
Okunuşu: “Kul e’ûzü birabbil-felak.
Min şerri mâ halak.
Ve min şerri ğâsikın izâ vekab.
Ve min şerrin-neffâsâti fi’l-‘ukad.
Ve min şerri hâsidin izâ hased.”

Anlamı: “De ki: Yarattığı şeylerin kötülüğünden, karanlığı
çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden, düğümlere üfleyenlerin
kötülüğünden, haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden,
sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.” (Felak, 113/1-5)


قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِۙ مَلِكِ النَّاسِۙ اِلٰهِ النَّاسِۙ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِۙ
اَلَّذ۪ي يُوَسْوِسُ ف۪ي صُدُورِ النَّاسِۙ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ
Okunuşu: “Kul eûzü birabbin-nâs.
Melikin-nâs.
İlahi’n-nâs. Min şerril-vesvâsil-hannâs.
Ellezi yüvesvisü fi sudûri’n-nâs.
Mine’l-cinneti ve’n-nâs.”

Anlamı: “De ki: Cinlerden ve insanlardan olup, insanların
kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden,
insanların Rabbine, insanların Melik’ine, insanların İlâh’ına
sığınırım.” (Nâs, 114/1-6)

duaile…ALLAH dualarınızı kabul etsin inşallah…

Etiketler:

sponsor reklam
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz